Get Adobe Flash player
Bölmeler
Yayın Organlarımız
Arşiv
Ziyaretçiler

free counters

Ahıska

Ahıska’nın Osmanlı Fethi

Osmanlı padişahı III. Murad Çağı’nda, Dağıstan, Gürcistan ve Şirvan’ın fethine karar verildi. 1 Ocak 1578’de Şeyhülislâmın fetvasını alan Serdar Lala Mustafa Paşa, Safevîler üzerine sefere çıktı.

5 Ağustos 1578’de Ardahan kalesi güneyindeki ovada konan Serdar Lala Mustafa Paşa, buradan yolu üzerindeki beylere ve hakimlere birer mektup göndererek Osmanlı ordusuna bağlılık bildirmelerini istedi. Bununla ilgili olarak eski bir kaynakta  şu ifadeler vardır:

“Altunkala nâm hisâra bir Hatun (Kıpçak Atabekleri Melikesi Dedis İmedi) zabt u tasarruf ederdi. Yarar yiğit oğulları varidi. Ol vilâyetlerin Küffârlarını, anlar zapt ederlerdi. Küffâr-ı hâkisârın Beylerine Serdâr Mustafa Paşa, Kal’a-i Ardahan’dan kalkmazdan mukaddem bir âdem gönderüp, demişler idi ki, sen ki Altunkala sâhibi olan Manuçahr’sın. Sana ma’lûm ola ki, ben ki Rûm Pâdişâhı’nın bir ednâ Vezîriyim. Üşde yüz elli bin İslâm ‘askeriyle üzerüne geldim. Eger gelüp, Dîn-i İslâm Pâdişâhı’nın çerisine istikbâl edüp, mütâba’at ve mürâca’at edersen, biz dahi, senin hâline münâsib ve şânına mülâyim ri’âyet edelim. Eger ‘inâd ve muhâlefet edüp, serkeşlik edersen, üş üzerine varurum. Ve Ellerüni, Vilâyetlerüni yıkup, yakup, harâb ederim. Ve ‘Asker-i İslâm, üzerüne varup, bir mıkdâr emek ve zahmet harc edüp, nâ-çâr olduğın vakit, havfa gelüp mütâba’at edersen, kat’â özrün ve bahânen makbûlüm degildir. Hemân seni sene gerek ise, ta’cîl gelüp, Dîn-i İslâm’a tâbi’ olasın. Ve Elüni ve Vilâyetlerüni bize teslîm edesin, deyü (haber)gönderildi.”

Ordu Ardahan’dan hareket ederken, Ardahan Sancak Beyi Abdurrahman ile Bayburt Alaybeyi Bekir Beyler, kendi askerleriyle Ulgar dağını aşıp Posof merkezi Mere ve Ahıska yolundaki Vale kalelerini teslim aldılar. Ertesi günü (9 Ağustos 1578) Ahıska, Tümük, Hırtız, Çıldır ve Ahılkelek kaleleri de fethedildi.

Ordu, Tiflis istikametinde yürürken, Safevî Tokmak Han, büyük bir kuvvetle birlikte gelip, Çıldır Gölü kuzeybatısında Osmanlı ordusunu pusuda bekledi. İki ordu arasında yapılan savaşta, Safevî ordusu büyük kayıplar vererek geri çekildi. Tarihe Çıldır Meydan Muharebesi adıyla geçen bu savaş, Osmanlı ordusunun zaferiyle sonuçlandı.

Zaferin ertesi günü (10 Ağustos 1578), beş altı bin askeriyle Atabek Manuçahr Bey, Serdar’ın otağına törenle gelerek itaatini arz ve Altunkala’nın anahtarlarını teslim etti. Müslümanlığı kabul ederek II. Atabekli Mustafa Paşa adını aldı. Önce Sancakbeyi sonra da Çıldır/Ahıska Beylerbeyi oldu. Çevredeki 32 kale de Osmanlı ülkesine katıldı. Manuçahr’ın Yusuf Paşa adını alan kardeşi Greguvar/Gorgor’a da Oltu Sancakbeyliği verildi.

Hammer, bu tarihî olayı anlatırken, “Manuçahr, itaatnâme göndererek hükûmetinin kabul edilmesini diledi. Bununla ilgili taahhütnâme istedi. Lala Mustafa Paşa, onun isteklerinin bir kısmını kabul etti. Kendisine Azgur’u, kardeşi Greguvar’a Oltu sancağını ve annesiyle diğer kardeşine de timar ve köyler verdi.” demektedir.

Böylece Altunkala Atabekliği topraklarının fethi tamamlanarak tahririne başlandı. 1578 güzünde merkezi Ahıska şehri olan ve adını Lala Paşanın zafer yerinden alan Çıldır Eyaleti kuruldu. Kür ırmağı başlarında ve Çoruh boyundaki eski Atabek Yurdu bölgeleri de buraya bağlandı.

Zaman zaman Akkoyunlu, Karakoyunlu ve Safevî nüfuzu altında kalan Ahıska Atabeklerinin toprakları, Lala Mustafa Paşa ve Özdemiroğlu Osman Paşanın Kafkasya Seferi sırasında, Safevîlerden alınarak Osmanlı ülkesine katıldı (1578). Ahıska şehri, yeni kurulan Çıldır Eyaleti’nin başkenti oldu.

Bütün Türk boyları gibi bu bölgenin Türk ahalisi de, Osmanlı fethini müteakip gönüllü Müslüman oldu. Bu tarihî gerçeği kabul etmeyen bazı Gürcü kalemleri, her fırsatta “zorla İslâmlaştırma”dan bahsederler. Bunlardan birisinin kullandığı ifadeler şöyledir: “17. yüzyılda Muhammed’in dininin zorla kabul ettirilmesinin yanı sıra, bölgeye yoğun bir şekilde Türkler ve diğer milletler zorla ya da isteyerek yerleştirilmiştir. 19. yüzyılda Rus imparatorluğunun sınırlarına ve ilgi alanına giren bu topraklara, Türkler tarafından Erzurum’dan acımasızca göç ettirilen Ermeniler, Cavakheti yaylasına yerleştirildiler.”

İslâm dininin zorla kabul ettirilmesi iddiası, tarihî gerçeklere uymayan bir iftiradır.

Evliya Çelebî Seyahatnamesi’nde Ahıska Kal’ası

Evsaf-ı Kal’a-i Kadîm-i Azğur: Şerefname Tarihi’nin kavlince Gürcistan’da ilk bina olunan kal’a budur. Büyük İskender’in binasıdır. Azim, çar köşe hârâsının vaziyeti İskender binası olduğunu gösterir. Murabbau’l-şekl köhne bir kal’adır. Gürcistan toprağında Ahıska hududunda niyâbetdir. Kıbleye nâzır bir kapusu var. Ağası hâkimdir. İkiyüz kadar askeri var. Câmii, han ve hamamı, kırk-elli kadar dükkânı var. Dilîri, bağ ve bağçesi çokdur (s. 319)

Ahıska Kal’asının Eşkali: Buradan (Kutayıs’tan) kalkarak mahsûl-dâr yerler içre giderek Ahıska’ya vardık. Buranın adı Ahısha ise de bu lafzı, dört çevresinde bulunan akvam kendi lehçelerince söylerler. Meselâ: Ahaska, Aherkaska, Aksaka… Fakat Defterhane-i Padişahî’de “Çıldır Eyaletine Mutasarrıf Filân Paşa” deyü tahrîr olunur. Kal’anın ilk bânisi Nûşirevân’dır. Nûşirevân, her sene bu Ahıska’da altı ay yaylak faslı ederdi. Sonra nicelerin eline geçmiştir. Şerefnâme Tarihinin yazdığı üzre, Emevîlerden Hişam bin Abdülmelik, Şam’dan derya misal askeriyle gelerek Halep, Ayıntap, Mar’aş, Malatya, Diyarbekir, Erzurum ve sair kal’ayı fethetmiş. Sonra Gürcistan’a gidüp Ahıska Kal’asını da fetheylemişdir. Tiflis’in sair Gürcistan, Dağıstan (Gence, Şirvan, Derbent) şehirlerini itaate koyduktan sonra Hişam, payitahtı olan Şam’a avdet etmişdir.

Sonra Azerbaycan hükümdarlarından Karakoyunlu Kara Yusuf, buraları zapteylemiş. Temür’ün zuhurundan ise Kara Yusuf dayanamayup Âl-i Osman’dan Yıldırım Bayezid Han’a sığınmışdır. Sonra bu kal’a Sultan Uzun Hasan’a kalmışdır. Bundan sonra Devlet-i Azerbaycan Şeyh Safî evlâdından, Şâh-ı İran-zemîn Şâh İsmail eline girdi. Bu Ahıska’yı yaylak edinerek cemi Gürcistan kavmini kendüye muti ve münkad eyledi. O asırda Selim Han-ı Evvel Trabzon hâkimi idi. Padişah oldukda ibtida Şâh İsmail üzerine derya misal askerle yürümesi, Çıldır sahrasındaki cenkde yüzbin Acem askerini tîğden geçürmesi, Şâh İsmail’in hod-serâne Sivas’a kadar tecavüzâtının semeresiydi.

Eyalet-i Çıldır onüç sancakdır. Mal ve Timar Defterdarları, defter ve çavuşlar eminleri, çavuşlar kethüdası, çavuşlar kâtibi var. Sancakları: Oltu, Hıtız, Ardanıç, Cecerek, Ardahan, Poshov, Macahel, Acara, Penek, Pertekrek, Livana, Nısfı-Livana, Şavşad sancakları, yurtluk ve ocaklık olup mülkiyet üzere tasarruf olunur. (s. 321-2)

Yalçın bir peşte üzerinde sengîn abâd bir kal’a-i ferah-abâddır. İki kapusu vardır. Derûn-i kal’ada binyüz kadar bağsız, bağçesiz, toprak ile mestûr evleri vardır. Bir kapusu şarka açılır. Diğeri garba açılır. Yigirmi sekiz mihrâbdır. Yukaru kal’ada Sultan Selim-i Evvel Câmii, kâr-ı kadîm bir mâbed olup toprak ve ciz ile mesturdur. Zaten bu şehirde kurşunlu imaret yokdur. Bu câmi-i latifin minaresi münhedîm olmuşdur. Künbedoğlu Câmii, hâk ile mestûr, minaresiz bir câmidir. Aşağı kal’ada Halilağa Câmii, kâr-ı kadîm, cemaat-i kesîreye mâlik, müferrîh ve dil-küşâ bir câmidir.  Ahali-i vilâyet ehl-i sünnet ve’l-cemaa, mümin ve muvahhid kişiler olmağla evkat-ı hamseden başka, her câmide Kur’an ve sair ulûm tilâvet olunur. Mahsus Dârü’t-tedrîsi, Dârü’l-hadîsi, Dârü’l-kurrâsı yokdur. Lâkin tâlib-i ilmi çokdur. Kal’adan dışarı varoşu dahi gayet mâmur ve âbâdandır.  Deli Mehmed Hanı, Ekmekçi İsaağaoğlu Hanı, meşhur hanlarıdır. Müşebbek bostanları, vâfir, hayrat ve berekâtı mütekâsirdir. Âb-ı rakîki Ude dağlarından beri gelüp bu mezralarını reyyân ederek Azğur Kal’asına gider. Bu kal’adan taşra varoşa handak üzeri cisr ile ubur olunur. Taşra varoşunun dört çevresinde sûru yokdur. Bu varoşda üçyüz mıkdarı dükkânça vardır. Bedestanı yokdur. Âb ü havası biraz şiddet üzere olduğundan ten-dürüst, şecî, namdâr halkı vardır. Hususen vali-i vilâyet Vezîr Sefer Paşa, bir dilâver-i hüner-ver, merd-i meydan olduğu gibi kethudası Derviş Ağa dahi sahib-i kerem er kişi idi. (s. 323-4)

Kızlar Kal’ası dahi Cak nehri kenarında sarp kaya üzerinde lâ-misal bir kal’adır. Altunkal’ası, sengîn bina olup Kızlar Kal’asına üç saat karîbdir. Odorya Kal’ası Ahıska kurbünde sarp ve küçük bir kal’adır. Al Kal’ası, Ahıska kurbündedir. Poshov Kal’ası Ahıska Eyaletinde sancakbeyi tahtıdır. (Buralar) Lala Mustafa Paşanın fethidir.

Şavşad Kal’ası ocaklık tarikiyle hükümetdir. Kadısı yokdur. Ardanıç Kal’ası, Çıldır Eyaletinde sancakbeyi tahtıdır. Avhatcı Kal’ası sancakbeyi tahtıdır. Defder-i Hakanî’de Mahacil (Macahel) yazar, sarp kal’adır. Cağımsan Kal’ası, Çıldır kurbünde sarp kal’dır.

Ahıska’dan Ulgar Yaylası’nı aşup Erzurum cihetine yollandık. (s. 325)

Kaynak : Yunus ZEYREK

***

Ahıska Hatıraları

Babam Murtaza İzzetoğlu, 1944 sürgününde on iki yaşındaymış. Özbekistan’ın Semerkand vilâyetinin Cuma ilçesine sürgün edilmişti… Sovyet hükûmetinin 1956 yılına kadar sıkı yönetime tabi tuttuğu bütün Ahıska Türkleri gibi büyük çileler çeken babam, daha sonra Özbek muallimlerinin desteğiyle Semerkand şehrinde eğitimine devam etmiş, 1959 yılında Alişir Navaî adındaki Semerkand Devlet Üniversitesinin Matematik ve Fizik Bölümünden mezun olmuştu.
Daha sonra Temlalalı akrabalarına kavuşmak için taşındığı başkent Taşkent vilâyetindeki 11 yıllık okullarda 31 yıl öğretmenlik ve idarecilik yapmış; ayrıca, yıllarca milletvekilliği ve ilçe seçim kurulu üyeliği ve başkanlığı görevlerini üstlenmişti…Rahmetli babam, 1956 yılından itibaren önce Özbekistan’da, Taşkent vilâyetine bağlı Halkabad ilçesinde, önderimiz Enver Odabaşev ve Ahıskalı Türk arkadaşlarının düzenlediği vatana dönüş mücadelesini verdikleri toplantı ve mitinglere, daha sonra da 1968’de Enver Odabaşev ve arkadaşlarının Tiflis’te düzenledikleri vatana dönüş toplantı ve mitinglerine katılmıştı.

Ayrıca 1989-1990 yıllarında Özbekistan’ın Fergana ve Taşkent vilâyetlerinde Ahıska Türklerine karşı meydana gelen soykırım olaylarından sonra mecburen göç ettiğimiz Ukrayna’da iken, 1990 yılında Moskova’da Ahıska Türkleri Vatan Cemiyeti’nin düzenlediği kurultaya iştirak etmişti. Vatan Cemiyeti Başkanı Yusuf Serveroğlu ve Ahıska Türkleriyle Gürcistan’ın Ahıska bölgesine, kendi topraklarına dönmek için düzenledikleri yürüyüşe katılmış ve Soçi’ye gitmişti…

Babam, 1944 sürgününden sonra, 1956-1990 yılları arasında Özbekistan’daki yetkililerden izin alarak Gürcistan’ın Ahıska bölgesine beş defa gitmişti. Babam, Ahıska’daki Abastuban sanatoryumunda tedavi görmüş ve bu fırsattan istifadeyle bir taksi kiralayarak Ahıska’da doğduğu Temlala köyü ve diğer kasaba ve köyleri ziyaret etmiş, dost akrabanın mezarları başında birer Fatiha okumuştu.


 Şota ve Ailesi, 25 Ekim 1990

Azerbaycan’daki Ahıskalı Türk akrabalarımızı ziyarete gidiyorduk. Tren, Ukrayna’nın Slavyansk şehrinden yola çıktı. Babam Murtaza İzzetoğlu, ben ve kardeşim Mustafa, üç kişiyiz. Bindiğimiz vagonda genç bir Gürcü arkadaşla aynı kompartımandaydık. Saatlerce Ahıska konusunu tartıştık. Gürcü arkadaş, bize Ahıska’ya gidemeyeceğimizi söylüyordu… Ancak, biz Haşur’da trenden indik ve akşam saatlerinde Borcom yolundan otobüsle Ahıska’ya gittik. Otobüste, bir Gürcü arkadaş babama ve bize oturmamız için yer verdi. Meğer, babamın doğduğu Temlala köyünde yaşıyormuş. Elinde büyük bir bidon vardı. Borcom’dan pazardan dönüyordu…

Babamın doğduğu Temlala köyündeki ve diğer Ahıska köylerindeki Gürcüler, babamı evlerine davet etmişler, “Gel, bugün bizde kal, hinkal ye. Yıllardır evlerinizde bedava oturuyoruz, bari misafir edelim de biraz olsun hakkınızı ödeyelim.” demişler.

Babam, Özbekistan’a dönerken Gürcistan’ın şehir ve köylerinin ad ve nüfusu hakkında bilgi veren Rusça kitab ve dergiler de getirmişti…

Babam Murtaza İzzetoğlu, 1944 sürgününden önce doğduğu Temlala köyünde yaşayan Gürcü arkadaşı Şota İyadze ile ikinci sınıfa kadar aynı sırada oturmuş, annemin doğduğu Azgur kasabasındaki ilkokulda okumuştu. Aradan tam 56 sene geçmişti.

Şota İyadze bizi evinde karşıladı

Borcom’dan Temlala’ya dönen Gürcü arkadaş, bizimle birlikte Ahıska’nın Azgur kasabasında bulunan “Atskuri” tabelasının yazılı olduğu otobüs durağında indi ve bize babamın arkadaşı Şota İyadze’nin evinin bulunduğu Temlala köyüne kadar eşlik etti. Akşam saatlerinde Kür çayının üzerine kurulan “Nikala” köprüsünü geçerken, yağmur çiseliyor, biz ise ter temiz anayurt havasını soluyorduk. Temlalalılar, “O göçeden kız alınmaz” dedikleri Azgur kasabasından, “öbür göçeye” yani Temlala’ya geçtiğimizde yağmur git gide hızlanıyordu. Bu arada Rus yapımı Jiguli arabasıyla yanımızdan geçmekte olan bir Gürcü, bize de Gürcüce seslendi.

Bize eşlik eden ve Türkçe bilen Gürcü arkadaş, arabadaki Gürcü’nün Temlala köyüne gittiğini ve bizi de götürebileceğini söylediğini bize bildirdi. Babam, Gürcü arkadaşına, şoföre teşekkür etmesini ve bizim Temlala’ya yaya gitmek istediğimizi söyledi.

Temlala köyündeki babamın dostu Gürcü Şota’nın evine geldiğimizde gece olmuştu. Gürcü arkadaşın çağırmasıyle Şota, evinden çıktı ve karanlıkta bize baktı. Babam: “Ola, Şota ne bahiyersin, benim, Murtaza!” dedi. Şota, karanlık olmasına rağmen ay ışığında babamı tanıdı, “Murtaza, sen misin, hoş geldin!” diyerek babama sarıldı. Hepimiz duygulanmıştık. Daha sonra eve girdik. Evde Şota’nın karısı Pupula Hanım ve oğlu Timuri vardı. Bizi görür görmez ayağa kalktılar. Bizimle görüştükten sonra hemen sofrayı kurdular. Biz de ellerimizi yıkayıp sofraya oturduk.

Şota babamla çok güzel Türkçe konuşuyordu. Ancak, Şota’nın oğlu Timur, Türkçe bilmiyor, Şota, konuşulanları oğluna tercüme ederek anlatıyordu.

Şota, Alegi, Marati ve Timur adında üç oğlunun olduğunu, ikisinin Kutayıs ve Tiflis’e çalışmak için gittiğini ve yanında sadece küçük oğlu Timur’un kaldığını söylüyordu. Eğer izin verirse, küçük oğlunun da şehre çalışmaya gideceğini ve köyde sadece kendisiyle karısının kalacağını söylüyordu.

Şota daha sonra sohbetinde babama Özbekistan’daki Temlalalı Ahıska Türklerini sordu. Gece yarısına kadar hasret giderdikten sonra, bize gösterdikleri odada istirahete çekildik. Sabah erkenden uyandık. Dışarı çıktığımızda mis gibi ter temiz bir hava vardı. Etraf yemyeşildi. Şota’nın evinin bahçesinde çeşitli meyve ağaçları vardı. Şota ve oğlu Timur, Ahıska’nın ve Temlala’nın dağlarındaki meşelerde çançur, kızılcuh ve ağaçlarda sakız olduğunu bize büyük bir zevkle anlatıyorlardı…

Daha sonra, Şota’nın karısı Pupula Hanım bize seslendi ve hepimizi kahvaltıya davet etti. Ellerimizi yıkadıktan sonra, Temlala’nın çeçil peyniri, balı, yayla yoğurdu ve fırında pişmiş sıcacık ekmeğini yedik, çayımızı içtik. Temlala’nın elmasından yedik ve suyundan doya doya içtik. Temlala’nın temiz ve buz gibi suyundan Azerbaycan’daki akrabalarımıza götürmek için birkaç şişe almayı ihmal etmedik…

Muhammed Dede Temlala suyundan istemişti

Temlala’da su içerken, yıllar öncesi babamın anlattığı bir olayı hatırladım.

Özbekistan’da ağır hasta olan babamın dayısı Temlalalı Muhammed Dede, yanıbaşında oturan babama, “Temlala’nın suyu olsa, içsem de ölsem!” demiş. Babam da hemen koşmuş ve evlerindeki musluktan bir bardak su getirmiş ve dedeye içirmiş. Muhammed Dede, babamın yaşlı gözlerine bakmış ve demiş ki, “Murtazacan, oğlum, bu su Temlala’nın suyu degül!” Babamın, dayısının gönlünü alması için bunu yaptığını anlayan Muhammed Dede, “Murtazacan, iyi niyetin için Allah senden razı olsun!” demiş…

Temlala’da babamın düştüğü yer

Şota, babam, ben ve kardeşim Mustafa, Temlala’dan, dağ yollarını yürüyerek annemin doğduğu Azgur kasabasına indik. Yolda Gürcü köylülerini gördük. Babam, bir yerde durdu ve Özbekistan’dan Şota’yı ziyarete geldiğinde, doğduğu köyün yolunda yine yağmur yağdığı için burada düştüğünü söyledi. Düştüğü yerde pantalonunun dizi yırtılmıştı. Babam bize, yıllarca anneme, dedeme, nineme ve Ahıskalı Türk akrabalarına pantolonunun yırtılan dizini gösterdiğini ve Temlala’yı anlattıdığını söyledi.

“Bir gün gelecek, siz bu topraklara döneceksiniz…”

Yolda gelirken, köyümüzün mezarlığı karşısında bir fatiha okuyup yola devam ettik. Temlala’dan Azgur’a doğru giderken, ben içimden gelen büyük bir heyecanla, “Ya Rabbi, şükürler olsun sana, vatanımı gördüm.” diye haykırdım. Şota, babam ve kardeşim göz yaşlarını tutamadılar. Yaşlı gözleriyle bana bakan Şota, yalvaran bir ses tonuyla, “Muhammet oğlum, ne olur sakin ol. Siz şimdi gidiyorsunuz. Ancak biz burada yaşıyoruz. Sizleri sürgün ettikten sonra evlerinize yerleştirilen bazı Gürcü ve Ermeniler, sizin buraya geldiğinizi öğrenirlerse, bizi incitebilirler.” dedi…

1989 yılında Zviad Gamsahurdia’nın Gürcistan Devlet Başkanlığı zamanında, buralardaki bazı Gürcü ve Ermeniler, kötü propaganda tesiriyle Ahıskalı Türklerin kendi topraklarına dönmelerini istemiyorlardı…

Daha sonra Şota, bizi Ahıska şehrinden gelen ve Azgur kasabasından geçerek Tiflis’e giden asfalt yoldaki otobüs durağına kadar uğurladı. Bizimle vedalaşırken hepimizi kucakladı, göz yaşlarını tutamayarak şunları söyledi: “Bir gün gelecek, siz bu topraklara döneceksiniz…”

Ahıska-Tiflis yolunda otobüse bindiğimizde, yaşlı bir Gürcü kadın yerinden kalktı ve babama yer verdi… 

“Bu mezarı bozman için önce benim ölümü çiğnemen lâzım!”

Babamın anlattığına göre, sürgünden sonra bizim evlerimize yerleştirilen bazı Gürcü ve Ermeniler, mahallî yöneticilerin talimatıyla Azgur ve diğer köylerde traktörlerle sürerek Türk mezarlarını yok etmişler. Ancak, bizim Temlala köyündeki mezarı bozamamışlar. Çünkü, Şota’nın babası Georgiy, köyümüzün mezarını bozmak için hareket eden Gürcü’nün kullandığı traktörün altına yatmış ve demiş ki, “Bu mezarı bozman için, önce benim ölümü çiğnemen lâzım. Sen göçmensin! Bir gün olur, geldiğin kendi köyüne gidebilirsin. Ancak, ben yerli Gürcü’yüm ve burada yaşayıp burada öleceğim. Sen bu mezarı bozarsan, ben, buradan sürgün edilen insanlar kendi topraklarına geri döndüğü  zaman onların yüzüne nasıl bakarım. Onlara ne derim?” diye çıkışmış…

Ek’te:

1. Babam, 1977 yılında Özbekistan’dan, tedavi almak için gittiği Abastuman sanatoryumunda usta olarak çalışan Asmizalı Türk Mahmud Ahmedoğlu ile görüşmüştü. Rahmetli babam, Abastuban’da Şota Rustaveli’nin heykelinin yanında 29.05.1977 tarihinde arkadaşı Mahmud Ahmedoğlu ile resme çekilmiş olabilir. Resimdeki heykelin alt kısmında taş üzerine Rusça Şota Rustaveli diye yazılmıştır.

2. Şota ailesinin, oğulları ve akrabaları ile birlikte resmi. Bu resimde Şota, ilk sırada, iki kadının arasında oturan yaşlı ve kucağında torununu tutan kişidir. Soldan sağa, Şota’nın yanında oturan beyaz elbiseli kadın, Şota’nın hanımı Pupula’dır.

3. Murtaza İzzetoğlu Asmisa’da. Bu resmin alt tarafına, rahmetli babam Rusça “Aspindza” diye yazmış. Resmin sağ tarafında yine Gürcü Fotoğrafçı’nın “Vardziya 1977” yazısı var.

SİZLERİ UNUTMAYACAĞIZ…

Aziz Ahıskalı Türk halkım, tarihimize kara harflerle yazılan 14-15 Kasım 1944 sürgününü unutmayacağız…
Aziz yavrularım, soğuk kış ayları kara vagonlardan atılan yetimlerim, sizleri unutmayacağız…      
Orta Asya steplerinde soğuk, açlık ve hastalıkdan ölen Ahıskalı kardeşlerim, sizleri unutmayacağız.
Sürgünde geçen 61 yıla rağmen, iman ve iffetiyle soyumuzu koruyan  aziz annelerim, sizleri unutmayacağız…
Vatan savunmasıdır diyerek savaşa gidip bir daha dönmeyen erlerini yıllarca namusuyla bekleyen aziz bacılarım, sizleri unutmayacağız…
Kurşuna dizilen veya Sibiryalara sürülen aydınlarımız, sizleri unutmayacağız…
Yıllarca yılmadan ve cesaretle mücadele eden aziz büyüklerimiz, sizleri unutmayacağız…
Aziz şehitlerimiz, sizleri unutmayacağız…
Aziz milletim, dilimizi, dinimizi ve kültürümüzü unutmayacağız…
Ali Topçu ve Ahmet Alioğlu Ardahan’da, Arif Ahmetoğlu Ahıska-Temlala’da, İzzet Arifoğlu Özbekistan-Alimkent’te, Murtaza İzzetoğlu İstanbul’da medfunlar… Sizleri unutmayacağız… Ahıska, Özbekistan ve Ukrayna’daki mezarlarımızdan getirdiğimiz toprağı, İstanbul’daki Fatih Sultan Mehmet Han’ın türbesine, Ahıskalı İmam Efendi ile birlikte döktük… Allah-ü teala rahmet eylesin. Amin.

Muhammet İZZETOĞLU,

http://www.ahiska.org.tr/yazi.php?goster=62

Şerefettin Amcanın Hatıraları

Şerefettin amca

Sayın Sitemizin izleyicileri! 2010. Yılın Kasım ayında Ahıska Basın Bilim Merkezi olarak Antalya’da yaşayan bir grup Ahıskalı Türkü ile görüşmek fırsatı bulduk. Görüşlerimizin birinde ŞEVKİ adında bir dede Kazakistanın Almatı vileyetinin Talgar İlçesine bağlı Belbulak (esgi Miçurin) kasabasında bugün hayat süren AHISKA’DA gençlik yıllarının arkadaşı olmuş ŞEREFETTİN amcaya Höküme hanım ve benim aracılığımla Selam ve Şükranlarını gönderdi.
Şimdi bizler de fırsattan faydalanarak ŞEREFETTİN amcanın repörtajını takdim ediyoruz.

Linki tıklayın ve sesli röportajı dinleyin!

http://www.ahiskapress.com/fotolar/2011/01/Sharafattin-amca.wma

AHISKA MASASI KURULUYOR
Sayın Sitemizin izleyicileri! Ankara’da AHISKA Masasının kurulması ile ilgili Hoş müjdeli Haberi yıyınladız.

Yurtdışında yaşayan Türk vatandaşlarının haklarını korumak, organize olmalarını sağlamak ve anavatanlarıyla bağlarını muhafaza etmek amacıyla ‘Dış Türkler Başkanlığı’da kuruldu, haberini de yayınladız.

Yurtdışında yaşamakta olan Ahıska Türkleri’nin sorunlarına çözüm getirmek amacıyla da bu Başkanlık bünyesinde Ahıska Masası kurulacak.

Devlet Bakanı Faruk Çelik ile, görüştük ve AHISKA TÜRKLERİ için çok önemli olan şu meseleye düşüncelerini aldık.

Tıkla ve dinle. http://www.ahiskapress.com/fotolar/2011/02/Farul-Chelik-Ahiska-Masasi-site.wma

Leave a Reply

VATANA ZİYARET
------------------------------------------------ ---------------------------------------------------- TABİATIN MUCİZELERİ. Aydan Arı Sudan Duru BOZKURT
Reklam ve İlanlar

Ahıskalı Türkler bu ülkelerde yaşamakta

DATÜB 1.Kurultayı Delegeleri Anıtkabir'de

Karabağ'ı Unutma! Unutturma!