Get Adobe Flash player
Bölmeler
Yayın Organlarımız
Arşiv
Ziyaretçiler

free counters

Sürgün

Sürgünün Sessiz Tanıkları – Ahıska Türkleri 1944 Fotoğraf Sergisi

66 yıllık vatan özlemi
İkinci Dünya Savaşı yıllarında Gürcistan’daki topraklarımızdan Orta Asya’ya sürülen biz Ahıska Türkleri, aradan geçen 66 yıla rağmen hala vatanlarımızdan ayrı yaşıyoruz.
Bu gün biz, 20 bin kişinin hayatına mal olan sürgünü anıyoruz.
Bilindiği üzere, Ahıska Gürcistan’ın güneyinde asırlardır dedelerimizin yaşadığı bölge… 1921 yılında Moskova Anlaşmasıyla Gürcistan’a bırakıldı.
Dedelerimiz 1944 yılına kadar kendi topraklarında yaşadılar. Ancak 1944’ün 15 Kasım’ında onbinlerce Ahıska Türkü; bebek, çocuk, yaşlı, kadın, hasta demeden Orta Asya ve Kazakistan çöllerine sürgün edildi. Bir buçuk ay süren yolculukta yaklaşık 20 bin Ahıska Türkü hayatını kaybetti. Bizler, her 15 Kasım’da dedelerimizin ve ninelerimizin yaşadığı zulmü anıyoruz.
Sizin olduğu gibi, Ahıska benim de vatanımdır. Herşeyden vazgeçerim ama vatanımın o kutsal, mukaddes toprağından asla ve asla vazgeçmem. Bildiğiniz gibi, Gürcistan’ın çıkardığı eve dönüş yasası ile Ahıska Türklerinin bir bölümü bu ülkeye döndü. Ancak geri dönenler, Ahıska yerine başka bölgelere yerleştirildi. Şimdi DATÜB – Dünya Ahıska Türkleri Birliği resmi olarak faaliyette. Vatanımıza dönüş mücadelesini DATÜB olarak devam ettireceğiz.
Sayın soydaşlarım! Başta Türkiye olmak üzere ABD, Rusya, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve diğer ülkelerde organize edilen programlarla, sürgün yıllarında hayatını kaybeden Ahıskalılar anılıyor.
Bizler – Ahıskalı Türkler, T.C. Hükümeti’nin; Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi, BM, AGİT ve diğer uluslararası kuruluşlarda haklarımızın korunması ve problemlerimizin halledilmesi için girişimlerde bulunmakta devam edeceğiz.
Sürgün yıllarında hakkın Rahmetine kovuşan yurttaşlarımı rahmetle anıyor, ailelerine can sağlığı ve DATÜB etrafında sık birleçmeği diliyorum.

Saygılarımla,
Ziyaettin İSMİHANOĞLU
DATÜB Genel Başkanı, Kazakistan Ahıska Milli Merkezi Başkanı.

Senin kalbinden sürgün oldum Ahıskam,
Uzatma dünya sürgünümü benim!
Yıldızlara uzanıp hep seni sordum gece yarılarında
Çatı katlarında SÜRGÜN topraklarında!

Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Senden umut kesmem AHISKAM adli bir çınar vardır!

Ahıska Basın Bilim Merkezi.
Duyuru! Ahıska Basın Bilim Merkezi Başkanları Ramiz bey ve Höküme Hanım Halihazırda Türkiye’de seferde bulunuyorlar! Program ve görüşlerinize davet edebilirsiniz!
Tel: 05393444147.

X X X

Ahıska Türkleri –  Sürgün Belgeseli  http://www.dailymotion.com/video/xc49tn_ahyska-turkleri-belgeseli-kemal-miz_lifestyleundefined

 

Çarlık Rusyası dönemindeki baskı ve zulümler Sovyet Gürcistan’ı döneminde de devam etti. Onlar hem Rus, hem de Gürcü mezâlimi ile karşı karşıya kaldılar. Türk ve Müslüman olarak yaşamanın bedeli ağırlaşmaya başladı. Bu baskı, Stalin zamanında en yüksek noktaya çıktı. Ahıska Türklerinin önde gelen aydınları, çeşitli düzme suçlarla tutuklanıp ya öldürüldüler, yahut da sürüldüler.

Masum insanlar için düzme suçlar icat ediliyordu: Türkçülük, Kemalistlik ve Türkiye taraftarlığı hatta Troçkistlik!

Bu yıllar aynı zamanda Gürcü şovenizminin azgınlaştığı bir zamandı. Birçok Türk’ün soyadı değiştirildi: Paşaoğlu, Paşaladze; Alioğlu, Alidze; Dadaşoğlu, Dadaşidze; Zeyneloğlu, Zenişvili…

1938 Sovyet anayasasının kabulünden sonra Ahıskalıların bir kısmını Azerbaycan milleti(!) diye yazdılar. Aynı yıl Ahıska ve çevresine sınır koruması adı altında on binlerce asker yerleştirildi. Bu, yakında çıkabilecek Türk-Sovyet savaşının hazırlıklarıymış!

II. Dünya Savaşı yıllarına kadar askere alınmayan Ahıska Türkleri, savaş başlayınca askere alınmaya başlandı. 40.000 civarında insan, Almanlarla savaşmak üzere silâh altına alınarak cepheye gönderildi. Geride kalan kadınlar ve yaşlılar da, Ahıska-Borcom  demiryolu inşaatında çalıştırıldılar. Bu hat 1944 ekiminde tamamlandı. Ahıskalılar, kendilerini vatana hasret bırakacak trenlerin yolunu, kendi elleriyle yapmışlardı!

15 Kasım 1944 tarihi, yalnız Türk tarihinin değil, insanlık tarihinin de kara sayfasıdır. Zira bu tarih, bir kış gecesi 200’den fazla köy ve kasabada yaşayan binlerce insan, birkaç saat içinde ocağından sökülerek yük ve hayvan vagonlarında, Sibirya, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’a sürülmüşlerdir. Sürgün edilenlerin birçoğu yollarda öldü. Sağ kalanlar da, ata vatanından ebedî ayrılığa mahkûm edildiler.

Yıllarca dünya kamuoyundan gizlenen sürgünün belgeleri bugün artık sır değil. 31 Temmuz 1944 tarihli “Devlet Savunma Komitesi”nin gizli kaydıyla kaleme alınan kararının altında Gürcü diktatörü Stalin’in imzası bulunmaktadır.

Bu karar: “Ahıska, Adigen, Aspinza, Ahılkelek ve Bogdanovka rayonlarıyle Acaristan Özerk SSC’den Türk, Kürt, Hemşin olmak üzere toplam 86.000 kişiden meydana gelen 16.700 hanelik nüfustan, 40.000’i Kazakistan SSC’ye, 30.000’i Özbekistan SSC’ye ve 16.000’i de Kırgızistan’a tahliye edilsin.” emriyle başlıyordu. Tahliyenin, SSCB Halk İçişleri Komiseri Beriya tarafından 1944 yılı kasım ayında gerçekleştirmesi isteniyordu.

Ahıska Türklerinin malı mülkü de buralara getirilerek iskân edilecek Gürcü ve Ermenilere peşkeş çekiliyordu. Bu hususta şu emirler veriliyordu: “Bölgeye iskân edilen çiftçilere sınır bölgesi için uygun görülmüş miktarlarda arsalar dağıtmak; buradan tahliye edilmiş nüfustan kalan kamu ve hususî bahçe ve bağları yedi yıl vadeli kredi şeklinde yeni gelenlere devretmek; bu bölgeye iskân edilen nüfusu 1945 yılında her türlü vergilerden muaf tutmak; iskân edilenlere Gürcistan Hükûmeti imkân ve fonları çerçevesinde ev hayvanları vermek; boşaltılan bölgeye yeni iskân edilecekleri parasız nakletmek. Taşınma masrafları Gürcistan Hükûmeti’ne özel olarak ayrılmış paralarla karşılanacaktır.”

Bu karar gereğince, 14 kasımı 15’ine bağlayan gece, Türk köyleri askerler tarafından kuşatıldı. Kapılar dövüldü. Birkaç saat içinde, küfür, tüfek ve dipçiklerle köy meydanlarına toplanan halk, kamyonlarla demiryolu boylarına getirilerek hayvan vagonlarına dolduruldu. İnsanlar, haftalar sürecek bir ölüm yolculuğuna çıkarıldılar. Gittikleri yerlerde yıllar sürecek  zorbalıklara ve acılara maruz kaldılar.

Sürgünü gerçekleştiren L. Beriya, 28 Kasım 1944 tarihli yazıyla, icraatını Stalin’e rapor ediyordu: “Türklerin, Kürtlerin ve Hemşenlilerin Gürcistan SSC sınır bölgesinden tahliye işlemleri tamamlanmıştır. Türkiye’nin sınıra yakın kısmındaki nüfusla akrabalık bağları bulunan söz konusu halkın önemli bir çoğunluğu kaçakçılık yapmakta olup muhaceret eğilimi gösteriyor ve Türkiye istihbarat makamları için casus angaje etme ve çete grupları oluşturma kaynağı teşkil ediyordu. Tahliye işlemlerine hazırlık tedbirleri bu yılın 20 Eylül gününden 15 Kasım gününe kadar alınmıştır. Nitekim tahliyeye tâbi tutulan kişilerin sınırı geçmesini önlemek için Türkiye ile devlet sınırımızın korunma ve gözetimi azami şekilde takviye edilerek kuvvetlendirilmiştir. Adigen, Aspinza, Ahıska, Ahılkelek ve Bogdanovka rayonlarında tahliye işlemleri 15-18 Kasım; Acaristan Özerk Cumhuriyeti’nde ise 25-26 Kasım günlerinde gerçekleştirilmiştir. Toplam  91.095 kişi tahliye edilmiştir. Tahliye edilenleri taşıyan katarlar hareket hâlinde olup Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’daki yeni iskân yerlerine doğru yol almaktadırlar. Tahliye işlemleri düzenli ve olaysız bir şekilde tamamlanmıştır. Adı geçen sınır rayonlarına Gürcistan’ın toprak sıkıntısı çekilen bölgelerinden 7.000 köylü hanesi iskân edilecektir.”

1944 sürgününün tahminî rakamları şöyledir:

Ahıska: 64 köy, 30.000; Adigön: 72 köy, 40.000; Aspinza: 59 köy, 35.000; Ahılkelek: 11 köy, 5.000; Bogdanovka: 2 köy, 5.000 olmak üzere 208 köyle birlikte toplam 115.000 kişi sürgüne gönderilmiştir.

Beriya’nın sürgün raporunda tahliye edilen nüfus için verilen 91.000 rakamı doğru değildir. Ciddî kaynaklar, 1926 tarihli resmî rakamı 137.921 olarak vermektedir. Sürgüne gönderilen insan sayısı, bu rakamın üzerinde olmalıdır. Sürgün sırasında cephede bulunan 40.000 kişiyi de bu rakama eklemek gerekir. Böylece sürgün insan sayısı, bir Alman dergisinin verdiği gibi 180.000 kişi olmalıdır.

Ahıska Türklerinin sürgünü yıllarca gizli tutuldu. Batılı gözlemciler, ilk bilgi kaynağının MWD kaçağı Binbaşı Burlizky olduğunu; onun Balkarlar hariç bütün sürgünlerde aktif görev aldığını yazıyorlar. Yirmi beş yıla yakın bir zaman boyunca saklanan bu sürgün, haritacıları da yanıltmış olmalı ki, savaş sonrası haritalarında bile buralar, hâlâ Türklerle meskûn bölgeler olarak gösteriliyordu!

Stalin bu sürgünü, Kars ve Ardahan’ı Gürcistan’a ilhak etmek için bir hazırlık mahiyetinde gerçekleştirmiştir. Batılı gözlemciler de bu kanaattedir: “Onların sürgün sebebi, Sovyetlerin, Türkiye üzerine yapmayı düşündüğü bir saldırıda, stratejik önemi olan bu bölgeyi Türk unsurundan temizleme maksadıydı.” Nitekim Sovyet yönetimi, sürgünden hemen sonra bu talebini açığa vurmuş, iki Gürcü profesörüne sözde ilmî yazılar yayınlatmıştır. Stalin’in de bir Gürcü olduğu hesaba katılırsa sürgünün esas sebebinin bu olduğu söylenebilir.

Burada dikkati çeken bir diğer nokta da, bu bölgeden “Türk, Kürt ve Hemşinli” adı verilen bütün ahalinin sürülmesidir. Bu unsurlar, Türkiye taraftarı olduğundan, Stalin bunlara güvenmiyordu. Onları tehlike olarak görüyor, bu bölgeyi kendine göre güvenli hâle getirmek istiyordu.

Stalin, Ahıska Türklerini Orta Asya’ya sürerken onların Orta Asya Müslüman Türk boyları arasında eriyip gideceklerini, böylece tarihî kahramanlıkları, Rus askerî arşivlerini dolduran halkın tarihe karışıp gideceğini hesaplamıştı. Hâlbuki onlar dil, din, kültür ve geleneklerini bırakmadı, nerede yaşarsa yaşasın asimile olmadılar.

Ahıska Türklerinin sürgününde, Ermeni faktörünü de unutmamalıyız. Zira, Türk-Rus savaşlarında Türk’e ihanet ettikten sonra, artık bu topraklarda kalamayacaklarını düşünen Ermeniler, Rus ordularının arkasına takılarak Anadolu’yu terk etmiş, Ruslar tarafından bu bölgelere iskân edilmişlerdi. Günümüzde de bu bölgede önemli bir varlığa sahip olan Ermeni unsuru, önce özerklik, sonra da Ermenistan’a ilhak düşüncesiyle faaliyet yapmaktadır.

Ahıska Türklüğü, çok büyük acılar yaşadı. Sürgün yerlerinde, NKVD’nin sıkı kontrol rejimi altında yaşamaya başladılar. Bu ağır şartlarda, açlıktan ve soğuktan, 50.000 kişi öldü.

Cephelerden çok uzaklarda olan Ahıska, İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna doğru, bu savaştan en kötü hisseyi aldı. Rus-Alman savaşına yaklaşık 40.000 asker gönderen Ahıska’da ziraî işlerde çalışacak erkek kalmamıştı. Sovyetler Birliği uğruna savaşan Ahıska Türklerinin 25.000 kadarı savaşta öldü.

Savaştan dönen gaziler ve madalyalı kahramanlar, köylerine döndüklerinde ailelerini bulamadılar. Boş evlerde, kimsesiz sokaklarda akrabalarını aradılar! Onların sürgüne gönderildiklerini öğrenince, Orta Asya yollarına düştüler. Bu çile de yıllarca sürdü. Birçoğu aradıkları yakınlarına hiç kavuşamadılar.

Bu trajik olayın kahramanlarından biri Hatem Kurbanoğlu’dur. Onun yaşadığı uzun macerayı özetleyelim: “1916’da Aspinza’nın Van köyünde doğdu. Pedagoji Enstitüsünü bitirip öğretmen oldu. Nişanlandı. Düğüne bir hafta kala 1939’un karakışında askere çağrıldı. Savaşın en çetin safhalarına katıldı, yaralandı. Birçok madalya aldı. Savaş bittikten bir yıl sonra 1946’da terhis edildi. Son iki yıl boyunca evinden haber alamamıştı. Sürgünden haberi yoktu. Tiflis’e geldiğinde, “Bölgede karışıklık var!” denilerek Ahıska’ya bırakılmadı. Sürgün haberini aldı. Orta Asya’da aylarca ailesini aradı. Nihayet buldu ve bollukta nasip olmayan düğün, sürgünde, darlıkta yapıldı. Yeniden Rus dili tahsili yaptı. Öğretmen oldu. Çocuklarının, “Baba madem bu madalyaları kazanacak başarılar gösterdin, niçin sizi sürdüler?” sorularına cevap veremedi. 1987’de emekliye ayrıldı. Kazakistan’da Çimkent’te yaşayan Kurbanoğlu ailesi, ölmeden önce vatana dönmek istiyor.”

1956 yılına kadar hiçbir Ahıskalı oturduğu köyü terk edemez, akrabasını görmek için komşu köye bile gidemezdi!

Stalin’in sürgüne gönderdiği Karaçay, Balkar, Çeçen, İnguş ve Kalmuk gibi Kafkasya halkları, Komünist Partisi’nin XX. Kongresinden sonra ana yurtlarına dönme izni aldılar. Kırım Türkleri ile Ahıska Türklerine dönüş izni çıkmadığı gibi eski vatanlarını ziyaret etmeleri de yasaklandı.

31 Ekim 1956’da Yüksek Sovyet, gizli polis teşkilâtının kontrolünde devam eden sıkı rejim şartlarını kaldırdı. Fakat yurda dönüş izni vermedi. Ellerinden alınan malları da iade edilmedi.

Ahıska Türklerinin temsilcileri, 1957’de Moskova’ya gelerek vatana dönmek için ilk müracaatlarını yaptılar. Kendilerine, “Siz Azerîsiniz! O hâlde Azerbaycan’a dönebilirsiniz…” diye cevap verildi. 1958’de, bazı aileler bunu kabul ederek, kendi vatanlarına yakın gördükleri Azerbaycan’a geldiler. Buradan Ahıska’ya geçmek kolay olur diye düşünüyorlardı.

1964 Şubatında Taşkent’te yapılan Halk Kongresine diğer sürgün bölgelerinden de gelen 600 civarında delege katıldı. Burada  “Millî Hakların Müdafaası İçin Türk Birliği”  kuruldu. Başkanlığına da Enver Odabaşev seçildi. 1968 Nisanında Taşkent yakınlarındaki Yengiyol’da yapılan gösteri yüzünden yüzlerce kişi tutuklandı.

Ahıska Türklerinin sürgünü konusunda -açıkça olmasa da- yapılan ilk açıklama, SSCB Yüksek Prezidyumu’nun 30 Mayıs 1968 tarihli kararnamesidir. Böylece Stalin’in cinayetlerinden biri daha su yüzüne çıkmış oluyordu. Bu garip belgede, devletin kusurundan bahsedilmemekte, Sovyetlerin böyle bir meselesi yokmuş gibi bir üslûp kullanılmaktadır!

1968 Kasımında Sovyet KP Merkez Komitesi Sözcüsü B.P. Lakovlev, kendisine gelen Türk temsilci heyetine, vatanları olan Ahıska yöresine dönüşlerine müsaade edileceğini vaad etti. Bu vaade sevinerek Ahıska’ya hareket eden yüzlerce Türk ailesi, mahallî yöneticilerin engellemeleriyle karşılaştılar. Çalışma belgeleri verilmedi, askerlik problemi çıkarıldı ve taşınmak için vasıta verilmedi. Azerbaycan’dan gelenler de Gürcistan hududunda durduruldular. Eşyalarını bırakarak girenler de Gürcü idareciler tarafından sınır dışı edildiler.

Ahıska Türkleri vatana dönüş hareketinin lideri Enver Odabaşev, arkadaşları Muhlis Niyazov, İslâm Kerimov, T. İlyasov’la birlikte Türkiye’nin Moskova Büyükelçiliği’ne müracaat ettiler.

2 Mayıs 1970’te “Biz Türküz!” diye başlayan bir beyannameyi açıkladılar. Bu beyannamede şu görüşlere yer veriliyordu: SSCB yetkili adli makamları ve Bakanlar Kurulu bir tahkikat yapmalı ve biz Türkleri sürgüne gönderenleri cezalandırmalıdır. Yüksek Sovyet Prezidyumu, Türklerin kendi yurtlarına iskân ve milletlerin mevcut determinant haklarını vererek, başkenti Ahıska olmak üzere bir Türk Muhtar Cumhuriyeti veya Özerk Vilâyeti kurulmasını kabul etmelidir. Sürgünden dolayı uğranılan zarar ziyan tazmin edilmelidir. Eğer bu talepler yerine getirilmeyecekse Türkiye’ye göç etmemize müsaade edilmelidir.

Bu tebliğin yayınlanması çok önemlidir. Zira o güne kadar Batı âlemine ulaşan en aydınlatıcı belge budur. Ayrıca millî kimliklerini en açık şekilde dile getirmeleri de mühimdir. Şu var ki, Sovyet makamları bu tebliğe cevap vermemiştir.

Yine 1970 yılı içinde  vatana dönme teşebbüsleri, Gürcistan yetkililerince şiddetle engellenmiştir. O zamanın İçişleri Bakanı olan Eduard Şevardnadze yönetimi, Ahıska’ya dönmek üzere Tiflis’e gelen binlerce Ahıska Türkü’nü cop, basınçlı su vs. ile geri çevirmiştir.

1972 yılında hareketin yeni önderi Reşit Seyfatov, Sovyet KP Sekreteri Brejnev, BM Genel Sekreteri Waldheim ve Türkiye Başbakanı Ferit Melen’e müracaat etti. Bu müracaatlardan da yazık ki, sonuç alınamadı.

 

      * * * * *

 

BORÇALININ BİR

TƏRƏFİ AXISKA

Zəlimxan YAQUB

Qoca bir Axıska türkünün ayağa durmasıyla ağzını bayatıyla açması bir oldu:

Axıska gül idi, getdi,

Bir əhli dil-idi, getdi.

Söyləyin sultan Mahmuda,

İstanbul kilidi getdi.

Yüz səksən il bundan əvvəl yaşamış Axıska şairi Güləli babanın bu şeirini oxuyandan sonra, elə o zamandan, o tarixi dönəmlərdən  Axıska türklərinin başına gələn oyunlardan, əldən-ələ keçməyindən, pərən-pərən düşməyindən, sürgünlərdə çürüməyindən yana-yana danışdı.

Son 70 ildə üç dəfə sürgün həyatı yaşayan, 1944-cü ildə rəhbərliyin qəzəbinə tuş gələn, 13 ölkəyə səpələnən, niyə sürgün olunduqları 50 il gizli qalan, Beriyanın təklifi, Stalinin əmrilə bir gecənin içində yerindən-yurdundan oynayan, 250 il Osmanlı dövlətinin sərhəd şəhəri kimi yaşayan, Rusiya-Türkiyə savaşlarında dəfələrlə əldən-ələ keçən, sərhəd zolağında yerləşdiyi üçün basına bəlalar açılan, bu günkü Gürcüstana – öz doğma Vətəninə can atan, ancaq qayıtmağı müşkülə dönən, bütün zülümlərə, faciələrə baxmayaraq hər yerdə Türk adını, Türk dilini şərəflə qoruyub saxlayan soydaşlarının dözülməz taleyindən söhbət açdı bu Axıska türkü.

Qan qardaşımın bu ağrılı söhbəti yarlarımın qaysağını qopartdı. Borçalının çəkdiyi bəlaları daha ağır şəkildə çəkən Axıska, Aspinza, Axırkələk, Abastuman, Adıgün türklərinin taleyini gözümün qabağına gətirdim. Qorqud Dədəm, ozan babam demiş,  əcəl alan, yer gizləyən Alp ərənlərin dərdini sazımla, sözümlə dilə gətirdim, boy boyladım, soy soyladım:

Borçalının bir tərəfi Axıska,

Türklüyümün şan-şərəfi Axıska.

Kimlər səni bu qatardan ayırdı,

Kimlər pozdu gör bu səfi, Axıska.

Borçalının qan qardaşı, Axıska,

Könül dostu, can sirdaşı, Axıska.

Göy çəmənlər yaylıq olsa qurutmaz

Gözlərindən axan yaşı, Axıska.

Borçalının bir qanadı, Axıska,

Qaya səbri, daş inadı, Axıska.

Tək qanadla necə uçsun Borçalı,

Zəhər olub tamı, dadı, Axıska.

Bir dağ idin, təpələndin, Axıska,

Dalğa idin, ləpələndin, Axıska.

Sal qaya tək dayanmışdın yerində,

Tikə-tikə qəlpələndin, Axıska.

Axşam yatdın, gecə getdin, Axıska,

Cavan gəldin, qoca getdin, Axıska.

Yermi yedi, göymü uddu, bilmədin,

Bir gecədə necə getdin, Axıska.

Yardan oldun, dostdan oldun, Axıska,

Uralanmış bostan oldun, Axıska.

Dərdin yerə, ahın göyə sığmadı,

Qürbət adlı dastan oldun, Axıska.

Arif olan işarədən him anlar,

Mizrab nədi, pərdə duyar, sim anlar.

Kədərini öz kədərim bilmişəm,

Məndən başqa səni özgə kim anlar.

Balıq oldun, qaldın torun əlində,

Gücsüz oldun gücün, zorun əlində.

Zaman səni oyuncağa çevirdi,

Bir bığlının, gorbagorun əlində.

Düşmənini zalım görüb, sərt görüb,

Soydaşını qəmgin görüb, pərt görüb,

Hansı ölkə sənin kimi talanıb,

Hansı millət sənin kimi dərd görüb?!

Çiçək-çiçək körpələrin soldumu,

Gözəllərin saçlarını yoldumu.

Köçürənlər “köçürsünüz” deyəndə

Mərd analar bulud kimi doldumu.

Biçilmədi yaşıl-yaşıl otların,

Minilmədi bədöv-bədöv atların.

Mərə kafir kəsin dedi kökünü,

Əsli-kökü dürüst olan zatların.

Qışın dərdi yaza gəldi, Axıska,

Kimdən sənə cəza gəldi, Axıska.

Bu zülümdən xəbəri yox Allahın,

Qul başına qəza gəldi, Axıska.

İncidildi qəlbi, ruhu ipəklər,

Çıxarıldı gördüm deyən bəbəklər.

Bu gün yenə dartındıqca dartınır,

Üstünüzə diş qıcayan köpəklər.

Can üşüyüb buzda, qarda qalarmış,

Göz nisgildə, könül darda qalarmış.

Yağı düşmən təntidəndə insanı,

İt zəncirdə, at çidarda qalarmış.

Yağ bilməz xəstə nədi, sağ nədi,

Solan ömür, kökdən qopan tağ nədir.

Biz dağları təbiətdə görmüşük,

Sinələrdə bu çal-çarpaz dağ nədir.

Hər dinəndə danışma, sus, dedilər,

Yediyini qan kimi qus, dedilər.

Sürgün üçün bəhanələr tapıldı,

Sənə “xain, sənə “casus” dedilər.

Əcəl hər gün fərmanında, işində,

Qalan türkdü güllələrin tuşunda.

Axıskanın türküləri, türkləri

Çox çeynəndi canavarın dişində.

Ruhumda ruh, canımda can olmusan,

Şah damarda çağlayan qan olmusan.

Səni sonra Gürcüstana qatıblar,

Sən bir zaman Azərbaycan olmusan.

Savaşlarda ər və ərən millətim,

Sınaqlara sinə gərən millətim,

Böyük düşmən Allahlığa can atdı,

Saldı səni pərən-pərən, millətim.

Sürülərin yad əllərdə sağıldı,

Var-dövlətin karvan-karvan dağıldı.

Dünən olan paşalığın, xanlığın

Bu gün atrıq əfsanədi, nağıldı.

İmtahana zaman çəkdi səbrini,

Gözün gördü cəhənnəmin cəbrini.

Kürəyin yox, külüngün yox, belin yox,

Yad ellərdə kimlər qazdı qəbrini?

Qulaq deşən ahın-ünün başladı,

Qara bəxtin, qara günün başladı.

Sənə kimin gözü dəydi  bilmirəm,

Ağır köçün, sərt sürgünün başladı.

Tanrının gücü kimi

yer üzünə enənsən,

Sən ki, eradan əvvəl

İsgəndəri yenənsən.

Ən sərt tufanı belə

köhlən kimi minənsən,

Qoy səni qorxutmasın

nə şaxta, nə də bürkü,

Hayqır, Axıska türkü!

Həsrətlərin yükünü silkələ,

çiynindən at,

Qürbətin cənnətindən

Vətən yaxşıdı qat-qat.

Uç arzular dalınca,

sürünmək sevmir həyat,

Qoy dilindən düşməsin

nə şərqi, nə də türkü,

Hayqır, Axıska türkü!

Vətəni dərdlərinə dərman elə,

həb elə,

Azadlığı özünə ən böyük

mətləb elə.

Tapdalanmış haqqını Allahdan

tələb elə,

Vətən yoxsa heç nədir

dünyanın malı-mülkü,

Hayqır, Axıska Türkü!

Harda idin bir zaman,

gör bir indi hardasan,

Əlacını özün tap,

çətindəsən, dardasan.

Üç yüz ildən çoxdu ki,

ağır sınaqlardasan,

Basılmaz insanlara

nə qorxu var, nə hürkü,

Hayqır, Axıska Türkü!

Qəribliyə nöqtə qoy,

qürbət yaraşmır sənə,

Görüşlərə hazırlaş,

həsrət yaraşmır sənə.

Qayıt peyğəmbər kimi,

hicrət yaraşmır sənə,

Böyük mübarizənin

nə sonu var, nə ilki,

Hayqır, Axıska Türkü!!!

***

Ahıskalıların Geleceği

Bir Millet Sürgünde, Ahıskalıların Geleceği Nerede?

Osmanlı ülkesinin yeni fetihlerle genişlemesiyle birlikte, devletin yeni fethedilen bölgeleri Osmanlılaştırma politikasına göre birçok bölgeye Anadolu’dan Türk aileler yerleştirildi. Ancak çöken İmparatorlukla birlikte, bu evlâdı fatihanın önemli bir kısmı artık yurt edindiği, kaynaştığı, kendi karma kültürünü oluşturduğu bölgelerden geri dönemedi. Hep Balkanlara göçenleri biliriz; halen onlarla en yoğun ilişkilerimiz vardır.

 Ama bu gidenler arasında en çok çile çeken ve halen de aynı dertleri süren bir grup var: Ahıska Türkleri.

 Gürcistan’ın bugünki Türkiye sınırına yakın bölgede yaşıyorlardı önemli bir kısmı. Stalin Sovyetler Birliği’nin başına gelene kadar Türkçe eğitim verdikleri okulları, kendi gelenekleri, iyi bildikleri çiftçiliği yaptıkları toprakları vardı. Doğu Anadolu şivesiyle Türkçe konuşurlardı. Kendi dillerinde gazeteleri vardı. Tâ ki 24 Temmuz 1944’te Gürcü kökenli SSCB İçişleri Komiseri Lavrentiy Beriya, Stalin’e bir mektup gönderene kadar. “Gürcistan-Türkiye sınırında yaşayan Ahıskalılar, Türkiye tarafındaki akrabalarının yanına geçme eğilimindedir. Bunlar kaçakçıdır, Türk istihbaratının casusudur, milislere adam verir. Bu yüzden 16.700 aile buradan sürgün edilmelidir”. Sovyetler Türkiye’ye saldırmaya hazırlanıyordu, bu yüzden güya stratejik bakımdan zayıf olan sınırlar güçlendirilecekti.

 14 Kasım 1944’te bu talep yerine getirildi. 24 saat içinde 100.000 Ahıskalı trenlere bindirilip sınırsız Sovyet topraklarına—Kazakistan ve Orta Asya’ya—dağıtıldılar. 17.000’i bu yolculuk esnasında vefat etti.

Aslında bunun öncesinde Stalin, Ahıskalıların aydınlarını—öğretmenleri, doktorları, yazarları—çalışma kamplarına sürgün edip, Ahıskalıların özünü yok etmeye çalıştı. Çocuklarını zorla Azeri veya yalnızca Müslüman olarak kaydetti nüfusa. Türkçe’yi yasakladı. Sonrasında da bu sürgün geldi. Sürgün edildikleri yerlerde şehirlerde yaşamaları yasaklandı. Bu yüzden yalnızca çiftçilik biliyorlar.

 Gittikleri yerde her ay köyün bekçisine bildirimde bulunmaları gerekiyordu. İzinsiz köyden ayrılan hapsediliyordu. Stalin ölünce, diğer Kafkaslı Müslüman halkların topraklarına dönmelerine izin verildi. Ama Ahıskalılar bu haktan yoksun bırakıldı. Zira bu kez Gürcistan devleti karşı çıkıyordu. 1990’da seçimi kazanan Gamsakhurdia’nın sloganlarından birisi “Gürcistan’da Türklere yer yok!” idi.

Orta Asya’ya gönderilenlerin önemli bir kısmı Kırgızistan’ın son günlerde Kırgız-Özbek çatışmalarıyla gündeme gelen Fergana Vadisine yerleşmişti. 1989 yılı Haziran ayında Özbekler buradaki Ahıskalılara saldırdı. 100 civarında insan öldü, 1000 kişi yaralandı evler yakıldı. 80.000 Ahıskalı bölgeyi terk edip yeni yurt aramaya başladılar. Asıl yurtlarının yakınlarına yerleşmek istediler. Halen Kazakistan’da 52.000, Kuzey Kafkaslar’da 27.000, Azerbaycan’da 93.000 Ahıskalı yaşıyor. Krasnodar Kray bölgesindeki 10.000 Ahıskalı da zor şartlar altında. Uluslar arası Göç Örgütünün çabalarıyla 2004-2007 yılları arasında 11.500 Ahıskalı Amerika’ya götürüldü.

 Kırgızistan’daki son Kırgız-Özbek çatışmalarında da ölen, yaralanan, evleri ve arazileri tahrip edilen birçok Ahıskalı var.

 Halen paramparça dağıldıkları eski Sovyet topraklarında, dinlerini, dillerini, kültürlerini korumaya çalışıyorlar. Pek azı—resmî rakamları bilmiyoruz ama sayılarının 200’ü geçmediği söyleniyor—Türkiye’ye yerleştirildi.

 1990’lı yıllarda Gürcü olduğunu beyan eden Ahıskalılara geri dönüş için başvuru imkânı tanındı. Bu süre de 2010 yılı başında sona erdi. Ancak Gürcü hükümetinin ağır harçlar koyması, birçoğu yoksul ailenin gelmesini engelledi. 2300 ailenin başvurusu kabul edildi.

 Görüldüğü üzere Ahıskalı Türklerin 66 yıllık sürgünü hâlâ sürüyor. Bu insanlara sahip çıkmak bizim boynumuzun borcu. Madem ki Türkiye’ye yerleştirmiyoruz; öyleyse Gürcistan’daki eski yurtlarına dönmelerini kolaylaştırıcı çabalarımızı arttıralım. Bizim elimizden gelen konuyu zaman zaman gündeme getirmek. Umarız Ahıskalı Türkler için de bir açılım yapılıp, bu dram sona erdirilir.

 Kaynak: H. İbrahim CAN / Yeni Asya Gazetesi

http://blog.ahiskaturkleri.com/2010/08/ahiskalilarin-gelecegi/

15 Responses to “Sürgün”

  • Teşekkürler Veysel bey!

  • Güzel bir site, elinize-gönlünüze sağlık.

  • Merhaba! Kiminle görüşürüz? Yazılarınızı her zaman bekleriz.
    Selam ve Saygılarımla Baş Editör Ramiz bey.

  • Yukarıdaki yazıda yer alan Zelimhan YAQUB’a ait “Borçalı’nın Bir Tarafı Ahıska” şiiri çok güzel, izniniz ile yazıyı AHISKA.NET ‘de yayınlıyorum.

  • Tamam buyurun. yayinlaya bilirsiniz. S-n Cumhurbaskanimiz A.Gulun kazakistan gorusleri ile yazimiz da hazirlaniyor. Onu da siteye Ahiska Press olarak koya bilirsiniz.
    ramiz bey.

  • Исмаилов Аббасалы Пахралыоглы:

    Исмаилов Аббасалы Пахралыоглы родился 21сентября 1965года Алматинская область г Талгар. 1972г поступил 1982г окончил среднюю школу №3 гТалгар. 1983г был призван в ряды советской армии гМоссква – Иванова.
    После окончания службы в рядах советской армии поступил на роботу в хоз.расчет простым робочим.
    Трудовую деятельность начал 1985г в системе торговли робочим где пророботал на различных роботах. 1986г поступил в Техникум сельского хозяйства,заочно. Период учебы 3,5 года я закончил курсы советской торговли, и стал заведущим торговой сети хоз.расчета 72. В период начала развития рыночных отношений мною были созданы совместные предприятия Бельгии и Германии с детских лет занимался спортом,люблю все виды спорта,которые существуют,а так же люблю заниматься крестьянским,и бохчевым хозяйством.
    В 2000г мною было открыто торговое завидение “Чайка” в гТалгаре.
    С 2005г вел строительство комплекса “Алтын Адам” 3000кв.в г Талгаре.
    В 2009г было открытие комплекса “Алтын Адам”.
    Женат, вместе с женой воспитывает дочь Лализу И сыновей Айдына и Шаи.

  • Ramiz Bey,
    BU ne güzel bir şiir, ne güzel bir ağıt, ne güzel bir destan! Zelimhan Üstadı tebrik ediyorum.
    Bu şiiri BİZİM AHSIKA dergisinde de neşretmek isterim.
    Tabii ki sizden müsaade gelirse.
    Dergimizin YAZ sayısı çıktı, sizlere-derneğe de göndereceğim.
    Bayramınızı tebrik eder sağlık ve esenlikle nice bayramlar dilerim.
    Yunus Zeyrek-ANKARA

  • Yunus bey, Sizin de Bayraminiz kutlu olsun!

  • Merhaba Yunus bey! Sizin de Bayramınız kutlarım. Zelimhan YAGUB daha bir poema göndermiş bizlere.’İçimde ağlayan Kırım’ adlı. Sitemizde yakın günlerde yayımlanacaktır. Buyurun Siz de kullanın!
    Başarılarınızın devamını dilerim.
    Saygılarımla Ramiz bey.

  • Ahmet Rahimov:

    Ramiz Bey siteyi inceledikce Sizin profesionelliğinizi bir daha kabul etmek gerekiyor. Ayrıca Ustad şairimizde kalemini zirveye taşımış maşaaallah. Sayın Yunus Bey in ifade ettiyi kimi bundan daha güzel ağıt olurmu bilmem.Sayğılarla Azerbaycandan

  • Aytekin SALTIK:

    dedem 1918 de 6 yaşındayken gürcistan boğdanovka sağamoy köyünden babası ismail ve kardeşleri ile kars’a gelmişler, amcaları emir, ibrahim ve dedesi süleyman orada kalmış, 1944 de de stalin tarafından kazakistan çimkent’e sürgüne gönderilmişlre, dedemin amcasının torunları çimkentde oturuyormuş isimleri şemistan şerifova, şahismail şerifova imiş bulmama yardımcı olabilirmisiniz. adresleri de 14 reyon 2344 çimkent olduğu söyleniyor ama teyid edemedim. saygılar

  • eyvaz:

    Aytekin size saygilarimi sunuyorum. Benimde dedem sagamoy koyunden surgun olmuslar .Bende o koyun bir evladiyim. Nerde sagamoy koyu ile neyse ariyorum,akrabalarimi ariyorum siz karsima cikiyorsunuz.Ben biliyorum siz bana akrabasiniz benim simdi anneannem hayatda yasiyor butun sagamoy koyunde olanlari xatirliyor ve biliyor .Siz benim mailime yazin internette bulusalim konusalim.Size yardimci olurum tez bir zamanda bularim sizin akrabalarinizi. skype ===== eyvazaliyev74 arayin konsalim
    benim cok akrabam simdi cimkentte yasiyor

  • eyvaz:

    bu siteni yasatmak ucun ne gerekirse yapalim arkadaslar!!!!!!

  • Aytekin SALTIK:

    1915 sonrası sağamoy köyünde yaşayan aileler hangileridir. 1918-19200 de Köyü hangi aileler terketmiş ve türkiye ye gitmiştir. 1944 de stalin zamanında sürgüne gönderilen aile adları nelerdir bilen varsa lütfen paylaşsın.

Leave a Reply

VATANA ZİYARET
------------------------------------------------ ---------------------------------------------------- TABİATIN MUCİZELERİ. Aydan Arı Sudan Duru BOZKURT
Reklam ve İlanlar

Ahıskalı Türkler bu ülkelerde yaşamakta

DATÜB 1.Kurultayı Delegeleri Anıtkabir'de

Karabağ'ı Unutma! Unutturma!